92406 kayıt bulundu.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Barındırılma ihtimali veya imkânı bulunmak
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Barındırma işine konu olmak
1. -i , -i , -i , -i , Barınmasını sağlamak
1. Gölgesinde bir semti barındıran gürbüz bir çınarın yıldırımla vurulmasına bile güç dayanılır.
1. Gölgesinde bir semti barındıran gürbüz bir çınarın yıldırımla vurulmasına bile güç dayanılır.
1. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Barınma işi yapılmak
1. Barınılmaz hâle gelen bazı odalar battal edilmiş, yıkılma tehlikesi gösteren tahtaboşların kapısına kalaslar çivilenmişti.
1. Barınılmaz hâle gelen bazı odalar battal edilmiş, yıkılma tehlikesi gösteren tahtaboşların kapısına kalaslar çivilenmişti.
1. isim , isim , isim , isim , Barınmak işi
1. Fırtınalı havalarda gemilerin barınmasına pek elverişlidir.
1. Fırtınalı havalarda gemilerin barınmasına pek elverişlidir.
1. Doğa etkilerinden korunmak için kapalı bir yere sığınmak
2. nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , nesnesiz , Yerleşmek, yaşamak için uygun şartlar bularak oturmak
1. İnsan barınacak yerler yaptı, yiyeceğini pişirerek yemeye başladı.
1. İnsan barınacak yerler yaptı, yiyeceğini pişirerek yemeye başladı.
3. Bir yerde yatarak geceyi geçirmek
4. nesnesiz , nesnesiz , mecaz , mecaz , nesnesiz , nesnesiz , mecaz , mecaz , Soyut kavram bir yerde etkili olmak, gelişecek ortamı bulmak
5. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Çevresiyle uyumlu, dirlik içinde yaşamak
1. Girip çıktığı mesleklerin hiçbirinde üç dört, hadi bilemediniz, altı aydan fazla barınamadı.
1. Girip çıktığı mesleklerin hiçbirinde üç dört, hadi bilemediniz, altı aydan fazla barınamadı.
Telaffuz : -de
barışsever, iç barış, çalışma barışı
1. isim , isim , isim , isim , Barışma işi
1. Biz baba kız biliyorduk ki bu gibi kaçışlar, bir barışla biter.
1. Biz baba kız biliyorduk ki bu gibi kaçışlar, bir barışla biter.
2. Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh, hazar
1. Atatürk'ün insan haklarına ve dünya barışına ne kadar saygılı bir lider olduğunu ifade etti.
1. Atatürk'ün insan haklarına ve dünya barışına ne kadar saygılı bir lider olduğunu ifade etti.
3. Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç
1. Barış içinde yaşamak.
1. Barış içinde yaşamak.
4. Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam
1. halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , halk ağzında , her türlü dargınlığı unutarak barışmak
1. nesnesiz , nesnesiz , -le , -le , nesnesiz , nesnesiz , -le , -le , Barışma ihtimali veya imkânı bulunmak
1. Hiçbirini sevmedim, yalnız Enderuni Vasıf Divanı ile barışabildim.
1. Hiçbirini sevmedim, yalnız Enderuni Vasıf Divanı ile barışabildim.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Barışsever
2. Barışı amaçlayan, barışı öngören
1. Denenmesi gereken barışçı bir girişimdir.
1. Denenmesi gereken barışçı bir girişimdir.
1. isim , isim , jeoloji , jeoloji , isim , isim , jeoloji , jeoloji , Ağır küre
Lisan : Fransızca barysphère
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Başkası ile barış durumunda bulunan, dargın veya düşman olmayan
1. sevecen ve hoşgörülü davranmak
1. Ölümle barışık olmak güzel ve anlamlı bir durumdu.
1. Ölümle barışık olmak güzel ve anlamlı bir durumdu.
yıldız barışıklığı
1. isim , isim , isim , isim , Barışık olma durumu
1. isim , isim , isim , isim , Barışmak durumu, uzlaşma, anlaşma
1. Araya adam koyup barışmanın yollarını aramaya başladı.
1. Araya adam koyup barışmanın yollarını aramaya başladı.